Public Beta
Facebook Sayfamız  Twitter Sayfamız  Google+ Sayfamız

Andropozlu Kadınlar

Gül Azer kullanıcısının resmi

Belli bir yaştan sonra, insana bir tuhaflık geliyormuş meğerse. Andropoza mı girdim nedir? Andropoza kadınlar değil, erkekler girerler biliyorum ama… Şimdi benim durumum da buna benziyor sanki…

Bir kalan ömrümü yaşayayım halleri… Bir mutlu olma telaşı, bir heves, bir içimde kalmasın, bir haydi coşalım, koşalım durumları… Erkek olsam,  Allah muhafaza “azgın teke” mi olacaktım ne? Yalnız böyle olunca “erkek milletini” de hafiften anlar gibi olmaya başladım. Empatimden, sempatimden, “ne yapsınlar işte insanlık halidir, onları da anlamak gerekli” olgunluğumdan geçilmiyor.

GENÇLİKTE ZAMAN BOL, HAYAT SONSUZ GÖRÜNÜYOR

Artık günlerimin sayılı olduğunu biliyorum. Korkmayın hasta filan değilim. Hem zaten sadece benim değil, sizin de günleriniz sayılı. Ağzımdan pek bir “bal damlıyor” gibi oldu ama ne yapalım gerçek bu… Bu dünyadaki günlerimiz sayılı, hatta inanca göre alacağımız nefeslerin sayısı bile belli. Ne eksik, ne fazla… Keşke genç yaşlardan itibaren farkında olabilsek bütün bunların ama nerede… Gençlikte zaman bol, hayat sonsuz görünüyor ne yazık ki…

Tozlu raflarda duran hayalleri şöyle bir hatırlayıp, onları mezara götürmek yerine, hayata geçirmek için gayret sarf etsek diyorum.  Toplumu, aileyi, şunu, bunu; kısacası bize kurallar dayatan her ne varsa olabildiğince bir kenara bırakıp, hayallerimize dönsek…  

Ben son zamanlarda bunu daha çok yapıyorum. Nelerle mutlu olacağımı, nelerin eksik kaldığını veya gereksiz fazlalıkları zihnimle değil, ruhumla ayırt etmeye çalışıyorum. Ruhumuzla baş başa kalmak ve onun ihtiyaçlarını dinlemek o kadar önemli ki.  Ruhumuzu doyurmadan, doyuma ulaşamıyoruz. Kendimizi ifade biçimimiz, kendimizi ortaya koyuş şeklimiz ruhumuzu huzurlu veya huzursuz kılıyor.

“Ben bugüne kadar kendim için hiçbir şey yapmadım” ifadesiyle ne kadar çok karşılaşıyorum.  Aslında bunu duydukça yine de kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü itiraf etmeliyim ki ben ne yaptıysam hep kendim için yaptım. Birine yardım ederken de, bir iyilik yapmaya çalışırken de bunu önce kendim için yaptığımın farkındaydım. 

EN BÜYÜK HAYALİNİZ AHŞAP BOYAMAK MIYDI?

Yalnız şimdi de “Kendim için hiçbir şey yapmadım, artık kendim için bir şeyler yapmak istiyorum ” deyip, ahşap boyama kurslarına gitmeyin de. Ahşap boyamak mıydı Allah aşkınıza sizin en büyük hayaliniz? Veya turlara katılıp, birkaç seyahat miydi? Onları geçin, daha derinlerde, çok daha derinlerde hayalleriniz vardı sizin. Şöyle çocukluğunuza , ilk gençlik yıllarınıza gidin biraz… Hayatınızın amacı ve anlamı olabilecek hayalleriniz işte oralardaydı. Sonda birileri ve bir şeyler unutturdular size onları. Unutturdular çünkü siz unutmaya razı oldunuz, boyun eğdiniz…

Biraz düşününce bulacaksınız. O çok derinlerde duran, sizi, asıl siz yapacak hayalleri. Onlar aslında hayal değil, sizin kendinizi ortaya koymak için ihtiyacınız olan yollardı. Yani sizin gerçeğinizdi. Belki de kendi gerçekleriniz yerine, başkalarının doğrularıyla mutlu olmaya çalıştınız… Hissettiğiniz eksikliğin veya taşımaktan yorulduğunuz yüklerin nedeni bu olmasın sakın?

HERKESİN CENNETİ FARKLI

Hayalleriniz ve onları gerçekleştirme niyetiniz için hiç kimseye, hatta tanrıya karşı bile mazeret aramak zorunda değilsiniz. Tanrı yaratırken sizi zaten size özel  ihtiyaçlarınızla var etti. Sizden  hayallerinizi gerçekleştirmenizi bekledi ama siz “yaradılışınıza” değil, çevrenizi saran insanların düşüncelerine itibar ettiniz. Hayallerinize uzanan yollar yerine, kolay yolları seçtiniz. Sizin evrene sunmanız gereken bir benlik vardı ama kaçtınız ve sıradanlığa sığındınız. Halbuki herkes gibi siz de tek yaratılmıştınız, bu biricik olma halinizle sunmanız gereken size özgü bir dünya olmalıydı.

Herkes gibi çalışmak, herkes gibi evlenmek, herkes gibi çocuk yapmak ve hayatınızın manasını torunlarınızda aramaya çalışmak değildi belki de sizin varlık sebebiniz. Siz herkes gibi değilsiniz, hiç kimse de sizin gibi değil aslında…

Bu idrak ve bilinçle kendi hayatıma baktığımda, kendimi takdir etmiyor değilim. Hep istediğim yollardan gitmiş, nereye varmak istediğimi bilerek hareket etmişim. Düşe kalka da olsa beni kendi gerçeğime götürecek yollardan ilerlemeye çalışmışım. Bu yollar her zaman en kestirme yol olmaz, bazen yanlış yollara da saparsınız ama bence önemli olan gitmek istediğimiz yere doğru yolculuk etmek.  Başkalarının cenneti size uymaz ve en önemlisi sizin cennetinizin nasıl bir yer olduğunu sizden başka kimse bilemez.

Şimdilerde bakıyorum da etraf “andropozlu kadınlarla” dolmaya başladı. Yani tıpkı “bir kısım” orta yaş erkekleri gibi, kadınlar da “Aman hayat bitiyor. Dilediğim gibi yaşamalı, mutlu olmalıyım” diyorlar artık… Kadınların hayallerine biraz olsun ulaşmak için vermeye başladıkları bu çaba, beni çok mutlu ediyor. Hayatını ve mutluluğunu çocuklarına, torunlarına endekslemekten vazgeçen kadınların varlığı bence umut verici. Belli bir yaştan sonra olsa dahi… Bu arada şu “belli bir yaşın” kaç yaş olduğunu sormayı aklınızdan bile geçirmeyin.  “Belli bir yaş” işte! Sözün gelişi, öyle derler… Çok karıştırılmaz işin bu kısmı…