Public Beta
Facebook Sayfamız  Twitter Sayfamız  Google+ Sayfamız

Değişir mi Hayat Bilmem...

Yağmur İlter kullanıcısının resmi

Ne için çıkmıştım dışarı hatırlayamıyorum. Bir anda yine kendimi bir teknoloji mağazasında, sepete konmuş artık pek satılmayan müzik CD'lerini kurcalarken buldum. Elime bir albüm geçti; önce kapağıydı ilgimi çeken; mavi tabanlı üzerinde bir göz ve çokça gözyaşı olan bir kapak. "Düşlerin Ressamı"... Tanrım! Nasıl bir albüm ismi bu böyle? Düşlerin ressamı; ne kadar da uzun zaman oldu öyle düş kurmayalı, yeniden düş kurmak için buradayım ben, bunun başka bir açıklaması olabilir mi dedim kendime... Murat Yılmazyıldırım'ın bir albümüydü bu, heyecanlandım çünkü bu ses beni hep alır başka diyarlara götürüdü. Eşsiz bir ses tonu, yine "döktürülmüş kelimeler"...

DENİZE SATMAKTAN BAŞKA NE YAPILIR AŞK?

Taktım ve dinlemeye başladım güzel ezgileri. Kesinlikle üzerine bir şeyler yazmalıyım dediğim şarkı geldi çattı sonunda: "Buluşma"... Bir bas gitarla giren şarkı en sevdiğim müzik diliyle devam ediyordu. Dinlemeye devam ettikçe içimde çoşkulanma büyüdü. "Düşler aldım gemilerden, aşklar sattım denizlere"... Nasıl bir kişiselleştirmedir bu Murat dedim... Gemiler... Hep gemiler üzerine düşünmüşümdür; onları, eskileyişlerini, bir kıyıya demirlenişlerini, bazen bir karada terk edilişlerini... Gemilerden düşler alıp aşkları denizlere satmak buradan geliyor olmalı. Enginliklere açılan gemilerle, mavi dolu bir dünya. Ve sonunda kaderinde terk edilmek olan gemilerden enginliğe satılan aşk... Aşk hep böyle bir şeydi zaten. Hep engin, hep derin, hep huzur veren, hep öldüren. Denize satmaktan başka ne yapılır aşk? Denizden başka neye yakındır? Neye benzer aşk?

"Dünya döndü, ateş söndü/ateş döndü, dünya söndü/yarin adı, Gül'dü"... Dünya hep döndü. Dünya döndü ve biz yaşlandık ve biz eskidik ve bizimle olan her şeyi eskitmedik mi? Tıpkı eskiyen bir gemi gibi biz de kenara atılmadık mı, atmadılar mı bizi de kenara? Dünya döndü ve bizim heyecanlarımız hep durulmadı mı, hep kaybetmedik mi içimizdeki yaşam ateşini? Hep söndürmediler mi bizi? Ve her şeye rağmen yaşamaya devam etmedik mi? Zorunda kalmadık mı yaşamaya? Yarin adı bir Gül oldu bir Ağla. Bir hasret oldu, bir sıkılmak...

"DÜNE AİT HER ŞEY BUGÜNÜ ANLATIR"

"Düne ait herşey bugünü anlatır"... Neden hep dünde kalanlara minnet ederiz sorusunun en okkalı cevabını vermişti yine Murat Yılmazyıldırım bana. Her şeyi bize getiren dünden her ne kadar nefret ediyor olsam da, en büyük minnetim yine düne olmalı gerçeğinden kaçamaz oluyorum artık. Mecburum, çünkü bu gün neyi sevsem ve bugün ben neden nefret etsem, aslında bugünden değil bu duygulanmalar. Hep düne duygulanıyorum. Hep geçmişe hep geçmiştekilere. Ve dünle birlikte eskiyip duruyorum. 

"Gözlerine uyanıp, renklerini yuddumlasam/Değişir mi hayat bilmem"... Ve yazımın başlığı olacak noktaya geliyorum. Her şeye rağmen, tüm geçmişte kalan ama bugünün resmini yaratan dünü kucaklasam, acaba hayat daha çekilecek bir dünya olur mu? Bugün hep dünü sevsem, artık dünü sevmeliyim demek zorunda kalmam ihtimali. Her şeyi ve herkesi olduğu gibi kabul etsem, değişir mi hayat? Acaba hayat değişse, güzel mi olur. Yoksa daha mı beter, ben de bilmem... O yüzden düşler kurmaya yeniden dönmeliyim ben..

 

Murat Yılmazyıldırım