Güncel olanın tahakkümü altındayız. Duygularımız ve düşüncelerimizin güncel olaylarca etkilenmeleri doğal aslında. Ne de olsa yaşamı belirleyen insan değil, insanı belirleyen yaşam. Bitmek tükenmek bilmeyen kişisel dertlerimiz ve ülke sorunları ise yaşamdan anladığımız. Sınırlı aklımız, geçmişe kıyasla görülmemiş ölçüde bir haber akımının da etkisi ile, güncel olanın ötesine pek geçemiyor. Akıntıya kapılmış giderken biraz durup, olaylara görece geniş bir çerçeveden bakmak zor. Küresel köy, köylü yaklaşımını dayatıyor.
Güncele yoğunlaşmanın ilginç etkileri var. En önemlileri, olanın önemini abartmak. Görece önemsiz olaylar, herkes bir ağızdan konuşup tartışınca ölçüsüzce önemseniyor. Kötü bir olay olduğunda umutsuzluğa, görece iyi bir gelişim karşısında abartılı umutlara kapılmak sıklıkla başımıza gelmekte. Zaten dar olan bakış açımız daha da daralıyor, yüzeysellik ve sığlığa düşülüyor.
Abartmak kimi zaman faydalıdır. Eninde sonunda, soyutlama dediğimiz de bir tür abartma. Ancak ölçüyü kaçırdığımızda, abartmak bizi tek boyutlu, indirgemeci yorumlara sürükler. Günceli abartmak da bizi bu açmaza sürüklüyor.
Her kuşak, geçmişi kendi deneyimine göre yorumlar, gelecekle ilgili öngörüleri de kendi yaşadığına göre oluşur. Günceli abartmanın bir türüdür bu. Doğaldır ancak kendimizi ve dönemimizi gereğinden çok önemseme yanılgısını içerir.
Nereden geldik, neyiz, nereye gidiyoruz ? Gauguin’in bir tablosunun adı. İnsanlığın kendisi ile ilgili sorabileceği en önemli sorular. Daha güzel sormak olanaksız. Herkesin dilinde yanıtlar var ama doğrulara henüz ulaşılmış değil. Ne olduğumuza odaklanmak yanılgısı, nereden geldiğimiz ve nereye gideceğimiz konularında bizi yanılgıya düşürüyor. Algıda seçicilik günümüzü anlamayı etkilediği ölçüde anılarda da seçicilik yaratarak geçmişimizi anlamayı da etkiliyor. Bütün geçmiş bu günü yaratmak için programlanmış, bütün gelecek ise günümüzce belirlenmiş sanılıyor, hem de tarihte bir dipnot bile olamayacak olayların etkisiyle, geçmişi ve geleceği çarpıtarak.
Günümüzün değer yargılarıyla uzak geçmişi yargılamak ise beterin beteri. Zamanda ve mekanda yerel olan değerler evrensel sanılıyor. Günümüzde bile insanlığın ezici çoğunluğunun yarım ağızla savunup aslında paylaşmadığı değerlerimizle geçmişi yargılamaktan kaçınmıyor kimse.
Neyse ki sapla samanı karıştırmadan, doğruya doğru, eğriye eğri diyerek düşünme arayışı, çok kimsede var. Umudumuz bu tür insanlarla iletişim içinde olmak ve olaylara görece geniş bir çerçeve içinde yaklaşmak.

Yeni yorum ekle