Public Beta
Facebook Sayfamız  Twitter Sayfamız  Google+ Sayfamız  RSS Takip

Bir Hrant Bir de Ece Temelkuran

Gökhan Kaya kullanıcısının resmi

Bütün toplumların tarihinde, onların kendi imgelerini kurdukları yerlerde kahraman ikonları vardır.

Sıradan insanların yapamadığını yapan, bedel ödemeye hazır, tek başına kalmaktan korkmayan; hepimize "teslim olmayın, umut edin" diyenlerdir onlar…

Kahramanlar pek de tesadüf olmasa gerek genelde genç yaşta ölür, yaşlananlardan pek kahraman olmaz, çünkü savaş ve mücadele içinde sivrilen pek çok kişi barış zamanında çekilmez bir aylak ya da baskıcı bir despot olabilir.

Ama bir ortak özellikleri vardır; toplumun çoğunluğu yanlış giden şeyleri değiştirmeye çalışmak için risk almaktan çekinirken, onlar kellelerini koyarlar ortaya…

Toplum almadığı riskin karşılığında kahramana saygısını sunar; efsaneleştirir, şarkılar yazar, filmler çeker vs…

Binlerce yıl boyunca böyle devam edip giden kahramanlık kültü bugünlerde memleketimizde değişiyor.  Şimdi kahraman olmak için ölmek, zindanlarda çürümek, elini kolunu kaybetmek gerekmiyor; Kovulmak yeterli…

Biliyorsunuz Habertürk yazarı Ece Temelkuran ecnebi yayınlarda ilan etti kahraman olduğunu; Türkiye’de basına uygulanan ağır baskıyı anlattığı yazısında. Bu ağır baskıdan etkilenen basın mensuplarını anlattı: Öldürülen Hrant Dink, hapiste olan gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık ve bir de o! Radikal, hükümet karşıtı yazdığı için köşesini kaybeden Ece Temelkuran!

Oturdum düşündüm, gerçekten acı verici durum. Temelkuran gibi hizmetçisinin maaşıyla ayakkabı alan, ayın yarısını yurt dışında geçiren çok değerli bir gazeteci, ana medyadaki köşesini ve hatırı sayılır bir aylık geliri kaybetmişti.

Nasıl bir baskıdır, zulümdür bu! Ece Hanım belki de şimdi iş bulamayacak 20/30 bin satan gazetelerde, internet sitelerinde yazmak zorunda kalacak!

Eminim Hrant Dink bu paraya yitirmektense ölmeyi, Şık ve Şener hapiste yatmayı tercih ederdi, o kadar yani…

Sanırım köşe yazarlığı biraz böyle bir şey; politikacılar gibi insanı bir kaidenin üstüne koyuyor ve zamanla yazarlar o kaideyi de kendi vücutlarını parçası saymaya başlıyor.  Sonuç; şişkin ego sendromu. O köşede en kahraman, en zeki, en duygulu, en acımasız olunuyor. Bir film senaryosunda oynar gibi kılıktan kılığa giriliyor.

Sonra senaryo gerçek oluyor. Yazar oynadığı kişinin tutsağı haline geliyor. Bir de bakıyorsunuz Ece Hanım kahramanlığının nişanesi olarak “Hrant öldürüldü ben de işten atıldım, milyonlardan oldum, demokrasi kahramanıyım” diyor.

Ama bu işler aslında böyle değil, en azından gazeteciler bu işleri iyi biliyor değil mi! Ece Temelkuran ve birkaç köşe yazarı ana akım medyanın demokratik kamuoyunu temsil için ayırdığı yeri dolduruyorlardı. O yere de muhalefet örgütünün lideri oldukları için değil, bildiğimiz plaza merdivenlerini tırmanarak gelmişlerdi.

Bugün ise siyasi dengeler değişti, basında sermaye el değiştirdi ve onların ‘pozisyonları’ ortadan kalktı.

Durumu özetleyelim: Bu durumda pozisyonunu ve aldığın iyi maaşı korumak istiyorsan ya ana akım medyanın kuralları ile oynar ‘uyum’ gösterirsin.

Ya da uyum göstermez ve ‘uyacak’ başka yerlerde yazarsın.

Muhalif olmak için köşeye de ihtiyacın yok, her gün bir eylem oluyor, birçok parti ve dernek var. Tabii orada pankartın arkasında yürürken bir de bakmışsın senin domateslerine üzülecek kadar kendisini seninle eşit gören çalışanın ile yan yana düşmüşsün…

Üzülme, sıkılma, demokrasi kahramanlığı kolay değil, kendini çok kötü hissedeceksen eylemlere gitmeden önce topuklu giy, etrafa birkaç santim yukarıdan bakarsın; belki oradan temizlikçin de senin ‘sınıfsal üstünlüğünü’ anımsar, ‘gereksiz’ samimi hislerini bastırıverir…

 

Ece Temelkuran
Hrant Dink