Tüm dünyada sosyal medyanın, özellikle gazetecilerin kullanımı noktasında, “kurumsal çerçevelerde olması” gibi bir zorunluluk oluştu.
Başta küçük ve önemsiz görülen “sosyal medya” kavramının etkisi ve gücü, gazeteciler tarafından keşfedilince, önemsendi ve “kısıtlayıcı” şartlarla bazı kurallara bağlandı.
Geçtiğimiz hafta bir yayın grubunun yayınladığı “sosyal medya kullanım rehberi” başlıklı bildiride, ilk yıllarında önemsenmeyen bu mecranın, nasıl ciddi bir hal aldığı hakkında genel bir fikir sahibi olabilirsiniz.
Söz konusu manifesto özetle, “susun, renginizi belli etmeyin, kurumunuzun çıkarlarını kollayın, markalarımızın reklamını yapın” tarzı mecranın ruhundan uzak manalara sebep olan, keskin kurallarla dolu.
Tüm dünya bu konuda çok hassas. Ve dünyadaki bu “çok ses çıkarmayın” manasını taşıyan kuralları, direkt veya endirek anlamlarında değerlendirecek olursak, şu soru geliyor akla; internetteki iletişimi kısıtlamak ne kadar doğru...
SOSYAL MEDYA NEDİR?
Öncelikle kavramı ele alarak yola çıkmamız gerekiyor, nedir sosyal medya…
İki kelimenin ortaya çıkardığı bu başlık, kelimelerin birbiri ile sözlük anlamlarında birleşmesinden şu anlamı çıkarmakta: “toplumsal iletişim ortamı”…
Bir şeyin “sosyal” olması, toplumu ilgilendirdiği manasına gelmekte, ancak kurumların kendilerini “sosyal olmak” noktasında kollaması gereken noktalar ise “kurumsal sırlar” ve bu noktada çok haklılar.
Peki ülkemiz medyasında ilk olma özelliğini taşıyan bu manifestodaki “sınırlayıcı” çerçevenin kurumsal yapı, sır ve saygınlıkla ne alakası var.
İşte asıl sorun o noktada ortaya çıkıyor.
Türkiye’de gazetecilerin sık sık kendilerini savunma aracı olarak kullandığı “ama” ile başlayan bir cümle vardır, “siz topluma mal olmuş bir isimsiniz” diye devam eder… Bu cümleyi kuran gazetecilerin elindeki güç ise medya olarak adlandırılıyor.
Şimdi halk da elinde kendi medyasını bulunduruyorsa, yani şartlar artık eşit ise, gazeteciler de “topluma mal olmuş birer isim” olmuyorlar mı “ama”…
Bir türkü söylemekten başka hiçbir yeteneği olmayan 13 yaşındaki bir çocuğun “topluma mal olması” şeklinde bir başlıkla, hayatının içine girilebiliyorsa, medyanın herhangi bir noktasında olan kişinin hayatı, fazlasıyla incelenebilir.
YASAKLAYARAK KONUŞMAYA ZORLAMAK
Ve gazeteciler, halkın medyasından kaçamazlar, saklanamazlar ve susamazlar.
Yeterince susulan bir çağda, limitleri “kişisel ve kurumsal saygınlığı zedelemeyecek” boyutta çerçevelenmiş bir yapı ile, gazeteciler konuşmalıdır.
Unutulmamalı ki, yasaklanan her şey, serbest olduğu dönemdeki kadar çekici değildir.
Daha bu kurallar yayınlanır yayınlanmaz, “susun” manasına gelen kuralları yayınlayan kurumun çalışanları, takma isimlerler sosyal medyadaki yerini aldı.
Şimdiden hayırlı olmasını dilerim, yasaklayarak konuşmaya zorlayan manifestoyu…
İnternetin ve genel anlamda sosyal medya ortamının, kısıtlanma ihtimalinin olmadığı, yakın tarihe bakarak çok net bir şekilde gözlemlenebilir.
Ve bu iş, bu çağı algılamaktan çok uzak kalıp, milyar dolarlık internet şirketlerini anlamaya çalışanlara bırakılacak kadar kolay bir iş değildir.
Zira “özgürlük” ciddi ve pahalıya mal olan bir meseledir...

