Yeni başlayan dizilerin ilk bölümlerini izlemek son zamanlarda bende saplantı oldu. Dün ATV'de "Uçurum" adlı yeni bir dizi daha başladı. Ezelden beri yerli dizilerin vazgeçilmezi haline gelen hikayeyi sondan başa doğru anlatmak olsun, flashbackler olsun, dizide yok yok. Hatta dizide CHP milletvekili Nur Serter'in adının verildiği fahişelikten mamalığa geçen bir karekter bile var.
İsmi ilk duyduğumda, "olur ya isim benzerliği bu, her gün bir sürü yeni dizi yazılıyor, bir sürü karaktere isim uyduruluyor, denk gelmiştir" dedim kendi kendime. Ama sonradan, vaktiyle Nur Serter'in üniversitede türban tartışmalarındaki konumunu hatırlayınca inceden bir kasıt aramaya başladım. Zira o vakitler üniversiteye devam etmek isteyen türbanlı kızlar için kurulan "ikna odaları" ve dizide fahişeliğe zorlanan kızların tutulduğu odalar arasındaki paralellik dikkat çekici. Üstüne üstlük "Uçurum"un senaristinin Ezel'in senaristi olduğunu hatırlayınca, intikam gerçekten soğuk yenen bir yemekmiş dedim.
Varsayalım durum tamamen bir tesadüf, peki başka bir dizide böyle bir tesadüf olsa, mesela "Behzat Ç"de kadın pazarlayan bir kötü adama "yanlışlıkla!" Bülent Arınç adı verilse dizinin yayından kaldırılması veya astronomik cezalara çarptırılması kaç saniye sürerdi?

"Uçurum" zaten daha ilk sahneden 90 dakikalık bölüm çekme zorunluluğuna kurban gitmiş dizilerden. Esas kızımız peşinde kötü adamlarla, koşarak esas adamımızın kullandığı taksiye biner. Üstü başı kan içindedir ve avazı çıktığı kadar bağırır: "sür çabuk sür". Ama nerdeee? Bizim adam döner, kıza uzun uzun bakar... Hayallere dalıp askerlik günlerini düşünür... Saniyeler akarr akarr... Laleli'den Etiler'e varılacak kadar uzun bir sürede kızımızla oğlumuz bakışır dururlar, peşlerinde kötü adamlar varmış, kız kan revan içindeymiş, ne gam.
Esas adamımızın askerliği sırasında yaşanan çatışma sahnelerinin gerçek dışılığının hiç üstünde durmuyorum ama kötü adamların bakire olduğu için daha çok para edeceğini düşünerek ayırdıkları kızlara tecavüz etmeye kalkmasını biri bana açıklasın lütfen. Zaten bölümün başından itibaren Moldovalı iki kız kardeşin aralarında lezbiyen bir ilişki varmışçasına sarmaş dolaş dans ettirilip, el ele dolaşması yeterince rahatsız edici değilmiş gibi, bir de kendi aralarında Moldova aksanıyla Türkçe konuşmaları insanın canına tak ediyor.
Uçurum, tüm olumsuzluklara rağmen enrteresan bir konu yakalamış, hatta kanayan bir yara olan "insan kaçakçılığına" parmak basmış diyeceğim ama bu sefer de bütün gizemi ortadan kaldırarak, daha ilk bölümden önümüzde açılıp saçılmasına takılıyorum. Askerden henüz dönmüş esas adamımızın niye ölmüş asker arkadaşının hayaletiyle dolaştığını, kötü adamı neyin bu kadar kötü yaptığını, kızları kimin tuzağa düşürdüğünü ilk bölümden bir bir önümüze seren senaristler, geriye tek bir soru bıraktı: 602 numaralı odada ne var? Ha bir de o karaktere "Nur Serter"in adını kasıtlı olarak mı verdiniz?

