Bir ülkenin dış politikasında görünümün sadece bir yıl içinde Türkiye’de olduğu gibi dramatik şekilde değişmesi, benzerine pek rastlanır bir durum olmasa gerek? Aralık 2010’da, Türkiye’nin şu an Ortadoğu’daki bölgesel konjonktürle ve gerilimle birinci dereceden karşı karşıya kalacağı söylense, herhalde ihtimal vermezdik.
TÜRK DIŞ POLİTİKASINDAKİ BAHAR HAVASI YERİNİ KIŞA BIRAKTI
Ne var ki son bir yıl içinde Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgesinde Arap Devrimi ile yaşanan gelişmeler, ABD’nin Irak’taki son askeri varlığını da çekmesinin arından ülkede artan Şii-Sünni gerilimi, İran’ın nükleer programıyla ilgili gerilimin hızla tırmanması, Suriye’deki krizin giderek derinleşmesi, İsrail’le zaten 2009 yılından beri limoni olan ve Mavi Marmara’da yaşanan katliamın ardından kopma noktasına gelen ilişkiler de eklenince, AK Parti ile değişen, yeni pro-aktif ve “komşularla sıfır sorun” olarak ifade edilen Türk Dış Politikasında yaşanan bahar havası yerini kışa bırakmış durumda. Ocak 2012 itibariyle Türk Dış Politikasının bölgedeki konumuna bakıldığında, oyun kuran, arabulucu rol üstlenen bir ülke konumundan, reaktif tepkiler veren, dış politikadaki argümanlarını, bölgedeki diğer oyunculara anlatmakta zorlanan, hatta bölgesel oyunun dışında kalmış bir görüntü veriliyor. Türkiye, özellikle Ortadoğu’daki mevcut görünümüyle pusulasını kaybetmiş, rüzgara göre yön değiştiren bir gemi görüntüsü veriyor. Bu elbette tek başına Türkiye’nin oluşturduğu bir durum değil. Bölgede yaklaşık 100 yıldır devam eden bir statükonun yıkılışının sıkıntıları ve değişen aktör yapısı da etkili. Ne var ki Türkiye’nin, son bir yılda yaşanan gelişmeler karşısında kendine özgü bir politika üretememesi ve hatta bölgedeki yeni aktörlerin kafasını karıştıracak, muhalif hareketlere ev sahipliği yapmak, savunma amaçlı füze radar sistemini ülkesinde konuşlandırmak gibi, adımlar atması açıklanmaya ihtiyaç duyuyor. Bunun sonucundaki dış politikada söylemimiz “oyun kurucu” vurgusundan, “elimizde sihirli değnek yok ki” ifadesine dönüşmüş durumda. Bu başlı başına, Türkiye’nin pro-aktif politikadan, reaktif politikaya dönüşümün göstergesidir.
TÜRK DIŞ POLİTİKASINI ZORLU BİR BÖLGESEL KONJONKTÜR BEKLİYOR
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da verilen karışık mesajların farkında olacak ki son bir ay içerisinde bölgedeki önemli ülkeleri başta İran olmak üzere ziyaret ederek, Türkiye’nin “konumunu” anlatma çabasında. Ancak tüm bu anlatma çabası, dış politikadaki tutarsızlığa merhem olamıyor! Suriye’de barışçıl bir çözüm ve dış müdahalenin kabul edilemez olduğuna dönük çağrı yapılırken, silahlı Suriye muhalefetine ev sahipliği yapıldığına yönelik güçlenen iddialar, Türkiye’nin bu söylemini maalesef havada bırakıyor. Türkiye, Suriye konusunda ipleri hemen atmak yerine Rusya’nın taşıdığı pozisyonun bir benzerini hayata geçiremez miydi? sorusu ise hepimizin zihninde daha çok dönüyor. Sanırım bu soru hükümet kanadında da soruluyor ki Başbakanlık Başdanışmanı İbrahim Kalın, Today’sZaman’daki köşesinde, Türkiye’nin Suriye’ye dış müdahale konusunda Rusya ve İran’la benzer görüşe ve endişelere sahip olduğunu ifade etmekten bir mahsur görmüyor. Bu konum, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun bölgesel inisiyatiflere yani Katar ve Suudi Arabistan liderliğindeki, Arap Birliği pozisyonuna yaptığı vurgudan bir kopuşu mu işaret ediyor, sanırım onu da zaman gösterecek! Ne var ki zaman Türkiye aleyhine işliyor, 2012’de Türk Dış Politikasını zorlu bir bölgesel konjonktür bekliyor. İlk gündem maddesi ise giderek Libyalaşma teamülü gösteren ve taşıdığı potansiyel itibariyle bölgesel bir savaşa dönüşme ihtimali yüksek Suriye konusu geliyor!
(Sernur Yassıkaya Dış Politika Uzmanı @sernury)
