Aslında her şey MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski müsteşar Emre Taner ve eski müsteşar yardımcısı Afet Güneş'in KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağrılmasıyla başladı. Gündeme bomba gibi düşen bu ifade alımlarının etkisinin büyük olmasının altında, aslında çok daha başka şeyler vardı. Dikkatli okunduğunda bu soruşturmalar başka anlamlara da gelmekteydi.
- Öncelikle olay, "devletin devleti sorgulaması" yönünden aslında ne kadar ironik bir durum olduğunu görmemiz açısından önemlidir. Bu tuhaflığın ancak bizim gibi devletçi zihniyetten demokratikleşen devletin yaşayabileceği kadar absürd bir vak'a olarak görebiliriz. Devletin bir kurumunun gene devletin bir başka kurumunun işleyişinde bir aksaklık ya da yanlış görmesi sonrasında onu "soruşturması" başlı başına tuhaf bir durumdur.
- Sonra da özel mahkeme savcılarının MİT'in eski ve yeni müsteşarlarını sorgulamalarına gelirsek eğer... Müsteşarların, süren KCK davasında bağlantılarının olması ve terör eylemlerinin önceden bilgileri dahilinde olmasına rağmen, devletin güvenlik güçlerini bilgilendirmedikleri yönünde bilgiler mevcut. Tabii bunların her birinin sadece "iddia" olduğunu öncelikle belirtelim. Eğer böyle bir durum söz konusu ise, gerçekten "vahim" vak'a olduğunu da söyleyelim. Devletin en üst ve gizli güvenlik birimi olan MİT'in, kendi devletini ve vatandaşlarını kollamasıyla mükellef olması gerekirken, kendi topuğuna kurşun sıkan asker misali içeriden zaafa uğratılmasına yataklık ediyor olduğunu düşünmek bile tüyler ürpertici geliyor insana...
- Bir başka düşünce ise, "derin devlet" mekanizmasının hala devrilmemesinden kaynaklanan zihniyet ile PKK - Devlet ilişkisini yürüten ve altı tane görüşmenin gerçekleştiğini, sızan diyaloglardan bildiğimiz "Oslo Görüşmeleri"... Muhalefetin "teröristlerle anlaşıyorsunuz" diyerek çok sert eleştirdiği AK Parti hükümetinin bu görüşmelere büyük bir dirayetle karşı koyduğu ve aksini söylemeyerek arkasında durduğu müzakere süreci de önemlidir. O dönem gelen eleştiriler üzerine R.Tayyip Erdoğan'ın "Biz hükümet olarak PKK ile görüşmeyiz ama 'devlet' görüşebilir" bab'ındaki sözleri hala akıllarımızda duruyor. O dönemlerde akil bir siyasetçinin yapması gerekenleri Başbakan fazlasıyla yerine getiriyordu. Hatta bazı parlementerlerini o dönemlerde Ada'ya göndererek, İrlanda'daki ayrılıkçı teör örgütü İRA ile İngiltere Hükümeti arasında yaşanan süreçleri ve sonrasında başlayan müzakere safhası ve sonunda mütabakata varılan barış anlaşması hakkında da bilgi edinmeyi istemişti.
Tüm bunları gerçekleştiren ve TC. Devleti'nin baş belası terör sorununu bitirmeyi hedefleyerek 30 senedir süren savaş sonrasında PKK'nın üst kademesindekilerle görüşmeye oturan bir siyasi iradenin temsilcileri olarak MİT mensupları bulunmuştu. Derin devlet mekanizmasının bu barış sürecinden kaynaklanan hazımsızlığı olarak ele alarak, MİT eski müsteşarlarının ve yeni müsteşarı Hakan Fidan'ın soruşturmaya alınması da bu barış sürecinin baltalanması olarak da yorumlanabilmektir. Eğer sırf bu olaydan dolayı başlayan bir soruşturma söz konusu ise, bundan sonra MİT'in başına gelebilecek herkese bir ihtar niteliğinde olması açısından "ayağını denk al" demeye getirilen hukuki bir caydırıcılık şeklinde okunabilir.
- Savcıların MİT ve KCK ilişkisi kapsamında soruşturmaya çağırdığı Hakan Fidan, sonrasında AK Parti'nin üst kademesi tek kelimeyle şoke oldular. Yargıdan hiç beklemedikleri bir "gol yediler" de denilebilir. Son dönemde "görevini kötüye kullanma" & "çete kurma" suçlarından ve darbe planlarının hazırlayıcısı olarak yargı sürecine alınan Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ'un tutuklanmasının, Hükümet yetkililerince "olumlu" olarak karşılanması önemlidir. Ancak değişim yasaları sonrası revize olan yargı mensupları ve zihniyetinin, bu sefer "kendilerini vurması" olumsuz olarak yorumlanan bir durumdu. Başbakan'ın her koşulda eleştirilmesine rağmen arkasında durduğunu söylediği Hakan Fidan'ın, bugün savcılarca soruşturmaya alınması gerçekten Başbakan'ın elini zayıflatmıştır. Bu durumda yargıdan çıkacak kararları beklemeden oluşacak senaryolar da aslında önemlidir.
- Bu durumda Başbakan R.Tayyip Erdoğan, her durumda arkasında olduğunu söylediği Fidan için aynı düşüncelerini tekrar altını çizerek söyleyecek mi bilemiyoruz. Yoksa yargı karşısında herkes eşittir, suçsuz çıkacağına inanıyorum ve sadece bilgisine başvurulmak için çağrılmıştır da diyebilir. Eğer savcıların Fidan'ı soruşturması, devleti temsilen PKK üst kademesiyle yaptığı "gizli" görüşmeleri esas alır ise ve Fidan'dan "Başbakan beni görevlendirmişti" şeklinde bir savunma gelirse o zaman soruşturma nasıl eğilim gösterecektir? Bunun bir "suç" oluşturup - oluşturmadığı üzerinde tartışmalar başlayacaktır. Eğer suç oluşturduğu, devletin gizli görüşmelerinin hukuka aykırılığı kararı alınırsa, sonrasında savcılar bu görüşmeler için Fidan'ı görevlendiren Başbakan R.Tayyip Erdoğan ve diğer AK Parti'li vekilleri mi soruşturma kapsamına alacaklar?
- Bir de bu soruşturmaları "dış mihraklar" yönünden ele alanlar bulunuyor. Bugüne kadar birçok faili meçhul cinayetler ve karanlık işlerin dizaynını yapan "devlet" mekanizmasının aktik kurumu MİT'in artık kabuk değiştirmeye başladığını, can alan değil "insan yaşatan" bir zihniyetin MİT içerisinde hakim olduğunu dile getiriliyor. Hakan Fidan'ın da MİT'in başındaki isim olarak, çok olumlu gelişmeler ve değişimler gerçekleştirdiğini, bunu arzu etmeyen dış ülke mensuplarının Hakan Fidan'ı devirebilmek için fırsat kolladıklarını ve bu vesileyle başta Hükümet aleyinde olmak üzere girişimlerde bulunulduğu da iddialar arasında bulunuyor. Aslında bu yönden bakıldığında da savcılar, devletin menfaatleri adına değil de, devlet mekanizmasının çatlaklarının derinleştirilmesi adına etkili ve sansasyonel bir tutum sergiliyorlarmış gibi duruyor.
- En sonra olarak da, AK Parti'nin 2002'den bu yana sahip çıktığı Avrupa Birliği'ne giriş reformları ve demokratikleşme çabalarının son dönemlerde neredeyse durma noktasına gelmiş olmasının da etkisini göz önünde bulundurmalıyız. Artık kendisini bir şekilde topluma tanıtmış olan Hükümet'in bu reform çalışmalarına gerek kalmadığını düşünerek değişim sürecini yarı yolda bıraktığını görmekteyiz. Eski derin devlet adına olan kurumları temizlediğini ve yenilerini kendi kadrosuyla birlikte inşa ettiğini düşünerek, bir rövanş alma süreciyle hareket ettiğini gördüğümüz AK Parti'nin ipleri kaçırdığına şahit oluyoruz.
"Derin Devletin dehlizlerinde kaybolmayacağız" ifadelerini kullanan Başbakan; zamanında partisinin kapatılmasının 1 oy ile sınırdan döndüğü günleri çabucak unutarak, o günlerin geride kalmış olduğunu düşünerek, rahatlamış olmasının ceremesini çekiyor ya da çekecektir de denilebilir. Çünkü gerçek demokratik düzeni inşa etmek yerine, devleti kendince yoğurabilmek adına "statüko" ile anlaşma yolunu seçen Hükümet'in, gün geldiğinde kendisini de üstünden atabileceğini şu anki konumu ve gücüyle göremiyor oluşu da bu soruşturmalar kapsamında okunabilmektedir.
