Bazen kokusu, bazen tadı, bazen bir anlık bakışı anımsatır size.
Kentli olmanın en başlıca koşuludur yaşanmışlıklar, yıllar içinde biriktirilen anılar…
Özlem duymak gerekir.
Kah kilometrelerce uzaktayken, kah kentin tam göbeğinde bir rakı sofrasında…
Yad edilmeli anılar, kentin bir ucundan bir ucuna yıllar öncesinde yaşananlar…
Belki sizin yaşadıklarınız, belki dinledikleriniz,
Hatırlanmalı mesela;
Ehambuhur günlerinin paslı çivisinin hayatımıza çaktığı anılar…
Denizcilik bayramlarında yağlı direk yarışları…
Ya da
Dost meclisine girer gibi binilen traleybüsler…
Kültürpark hatırlanmalı, İEF; Göl Gazinosu’nda Zeki Müren, Menekşe’de Gönül Yazar’lı geceler.
Ateş böcekleriyle atılan kahkahalar, Nurhan Damcıoğlu’yla dans…
Onun için yapılmadı mı Nostalji Fuarı?
Kültürpark demişken, devrimin ilk anıtını da unutmayalım, unutmayalım ki sözümüzü söylerken, özümüz konuşsun.
Konak Meydanı’ndaki üst geçitten atılan bir karanfilin kırmızısı kadar canlı kalmalı hafızalar…
“Şapka Devrimi”nin ilan edildiği Kastamonu’ya şapkaları yetiştirme telaşındaki genç kızlar unutmuş mudur sizce o günleri?
İktisat Kongresi’ni hatırlamak yıllar almıştı, 3’üncüsü çok uzak olmamalı!
Aile fotoğrafları gibi hafızalarımızda sararmış ancak yegane kareleri olmalı kentin. Kadifekale’den bakarken, öncesini ve daha öncesini hatırlamalısın.
Oturduğun evin yerinde yıllar öncesinde yaşayan kayısı, mandalin, badem ya da ayva ağaçlarını hatırlamak…
İklimlerini mesela.
Baharların erken ya da geç geldiği yılları…
Kar yağdığında alışık olmayan ellerinin yaptığı küçük kardan adamları eklemelisin anılarına…
Bu kent unutturmaz sana geçmişi, dinlemen lazım.
Binlerce yıllık zeytinağaçlarının neden denize yakın yaşadığını ve neler yaşadığını…
Boşuna demiyorlar, zeytinağacına ölmez ağaç, diye. O taşıyor geçmişini bugüne, fısıldayarak her yeni güne.
Kentin tarihini ondan dinlemelisin.
Dinlemelisin ki düşünesin; senin bu kente neler bıraktığını…

